Anasayfa    I    İletişim
Prostat    I     Böbrek Taşı    I     İktidarsızlık    I     Kısırlık    I     Cinsel Hastalıklar    I     Kadın Ürolojisi    I     Çocuk Ürolojisi    I     Kanser    I     Organlar
     

DOÇ. DR. DENİZ ERSEV'in
Özgeçmişi İçin Lütfen

Tıklayın...


ŞİKAYETLER / BELİRTİLER

Bel Ağrısı
Yumurtalıkta Şişlik ve Ağrı
Erken Boşalma
İdrarda Kan
Menide Kan

SIKÇA SORULAN SORULAR


Hastalıklar ve tedavi yöntemleriyle ilgili merak edilenler...


Prostatit
İyi Huylu Prostat Büyümesi (BPH)
Bel Soğukluğu ve Üretrit
U-P Darlık
Böbrek Taşları
Ameliyatsız Mikrodalga Prostat Tedavisi
Yaşlılıkta Cinsel Hayat


VİDEOLAR



Doç. Dr. Deniz Ersev'in
katıldığı programlar...
 

KANSER



Prostat Kanseri

En sık görülen kanser türlerindendir. 55 yaştan sonra görülmeye başlar.

Prostat kanserli hastada, başlangıçta pek belirti görülmez. İlerleyen zamanda, sık idrara gitme, gece idrara kalkma, idrar zorluğu, güçsüz ve ince idrar yapma, idrarda yanma, idrar veya menide kan, meni boşalırken yanma görülebilir. Bu bulgulara, selim prostat büyümesinde de sıklıkla rastlanır. Özelliklere kemiklere atlamış kanserde sırt, bel, kalça bacak ağrıları olabilir. Bu belirtiler de, aslında öncelikle hareket sistemi hastalıklarını düşündürür. Tüm vücut kemik sintigrafisi çekilerek durum aydınlığa kavuşturulabilir.

Erken tanı için parmakla rektal muayene yapılarak, makattan prostat bezinin kıvamına bakılır. PSA denilen, prostat hastalıklarında kandaki değeri yükselen maddenin hem tanı, hem izlem aşamasında önemli bir değeri vardır.

Kesin tanı konulması için yine makattan yapılan ultrason sırasında, prostattan iğne ile küçük parçalar alınır. Hastanın hafifçe uyutulması sayesinde, bu biyopsi sırasında hem hastanın canı yanmaz hem de işlem ve ortamından gerginliğinden kurtulur.

Prostat kanseri eğer prostat bezine sınırlı kalmışsa, genelde radikal prostatektomi denilen, prostatın tümünün alındığı ameliyat yapılır. Bazı hastalarda sadece izlem, bazılarında radyoterapi tercih edilebilir.
Prostat kanseri yayılmış ise, tamamen tedavi edilme olasılığı güçleşir. Bu hastalarda, hormon tedavisi veya kemoterapi denenebilir.

Prostat kanserinin nedenleri henüz bilinmemektedir. Yağlı beslenmenin prostat kanseri riskini arttırdığı, buna karşı meyve ve sebzenin, özellikle domatesin azalttığı söylenmektedir.


PSA (Prostat Spesifik Antijen)

PSA kelimesi, "Prostate Specific Antigen" yani "prostata özgün madde" kelimesinin baş harflerinden türemiştir. Tariften de anlaşılacağı gibi, sadece prostat ile ilgili olaylarda artabilir. PSA değeri, kişinin damarından alınan kanın analizi ile saptanır. Aç veya tok kan alınması farketmez.

Kanser, prostat büyümesi, prostatın iltihapları gibi prostatın her türlü hastalığında PSA değeri artabilir. Cinsel ilişki ve meni boşalması, idrar yolu enfeksiyonu, mesaneye sonda konulması gibi penisten yapılan müdahaleler ile prostatın parmakla muayenesi ve hatta kabızlık gibi makattan prostata baskı yapabilecek durumlarda da PSA yükselebilir.

Her PSA yüksekliği, hasta için bir korku veya telaş faktörü olmamalıdır. Hastanın kanındaki PSA değerini ancak bir üroloji uzmanı yorumlayabilir ve yararlanabilir. Sadece izlenerek hasta kontrol altında tutulabilir, ilaç veya antibiyotik tedavisi verilebilir veya kanser şüphesi varsa prostat biyopsisi yapılabilir.

PSA'nın normal değeri, birçok laboratuarda 4,0 ng/ml olarak kabul edilmektedir. Bu total PSA değerinden başka serbest PSA'nın total PSA'ya oranı, yaşa göre PSA, prostat bezinin büyüklüğünü göre PSA değeri (PSA dansitesi), PSA'nın yıllar içindeki yükselme hızı (PSA velocity) gibi kavramlar, prostat biyopsisinin gerekip gerekmediği konusunda yol göstericidir. Özellikle kararsız kalınan 4 ila10 değerleri arasında, bu yardımcı ölçümlerden yararlanılabilir. Yine de, prostattan parça(lar) almaya karar vermeden önce mutlaka parmakla muayene de gereklidir.

Bu arada akılda tutulması gereken önemli bir durum da, prostat kanseri varlığında PSA'nın her zaman için belirgin bir yükselme göstermeyebileceğidir. Yani PSA 4 ten düşükse de kanser olabilir. Zaten son zamanlarda 2,5 üstündeki PSA değerinde bile bazı hastalara biyopsi yapılması gerekli görülmektedir.


Prostat Biyopsisi

Erkekte en sık görülen kanser türlerinden olan prostat kanseri, genellikle 50-55 yaşından sonra görülmeye başlar. Yaş ilerledikçe görülme sıklığı belirgin derecede artar.

Prostat kanseri, erken dönemde saptandığında çok yüksek oranda tamamen tedavi edilebilen bir hastalıktır. Özellikle radikal prostatektomi denilen ameliyatla, birçok hasta ömür boyu hastalıktan kurtulma şansını yakalar. Bu yüzden kanserin erken tanısı, hayati önem taşır. Tanı için parmakla rektal muayene yapılarak, makattan prostat bezinin yapısı ve kıvamına bakılır. PSA denilen kan testi, prostat kanseri tanısında önemli bir rol oynar.

Parmakla muayene veya PSA testi sonucunda şüpheli bir durum varsa, kesin tanı konulması için prostattan iğne ile küçük parçalar alınır. Transrektal ultrason denilen ve prostatın makattan tüm detaylarıyla göründüğü bölgeden, birkaç milimetre çapındaki özel iğneyle prostat biyopsisi yapılır. Prostatın büyüklüğü, parmakla muayene bulguları, prostatın ultrasondaki görüntüsü gibi kriterlere göre genellikle 12 veya daha fazla parça alınır. Alınan bu parçaların patolojik incelemesi sonucu, kanser olup olmadığı belli olur.

Hastanın biyopsi sırasında hafifçe uyutulması önerilir. Böylece hem hastanın canı hiç yanmaz hem de yapılan işlemin ve ortamın gerginliğinden kurtulur. Birkaç saat içinde de rahatlıkla evine gidebilir.

Prostat biyopsisi anüsten girilerek yapıldığı için, hastanın mikrop kapmaması için, işlemden 48 saat önce antibiyotik baskısı altına almak gerekir. Biyopsi sonrası da 3 gün kadar antibiyotiğe devam edilir. Hastada belirgin kabızlık sorunu varsa, işlemden önce barsakları yumuşatıcı tüp sıkmak gerekir.


Radikal Prostatektomi

Hastanın genel durumu ve tercihleri haricinde, prostat kanserinin tedavisi tıbbi açıdan bakıldığında iki ana bölümde planlanır. Uygulanan tedaviler hastalığın prostat dışına taşmadan önceki ve dışarı yayıldığındaki durumlarda olarak ikiye ayrılır.

Kanser henüz prostat içinde sınırlı ise :
* Radikal Prostatektomi : Prostat kanserinde en çok tercih edilen tedavi şeklidir. Yüzde 90'dan fazla tamamen tedavi şansı sağlar. Bu ameliyatla prostatın hepsi hatta sperm deposu olan seminal vezikül denen komşu organcıklar da alınır. Ayrıca, gözle görünmeyen metastazların olabildiği yakın lenf bezleri de bu ameliyatla temizlenir. Kanserin kökünün tamamen kazınması ihtimali çok yüksektir. Tedavi bir kerede tamamlanmış olur.

Ameliyat sırasında bazen kanama ve kan nakli gerekebilir. Ameliyat sonrası görülebilen problemler idrar kaçırma ve iktidarsızlıktır. İdrar kaçırma genellikle birkaç haftada biter. Eğer 6-12 ay içinde kesilme veya belirgin azalma yoksa bir şekilde tedavi edilmesi gerekir. Yüzde 5 oranında kalıcı olabilir. O zaman da idrar yolunun çevresine destek balonları yerleştirilebilir. Bunlar gerekirse hastanın idrar kaçırma durumuna göre basit bir şekilde ayarlanabilir. Bazen hastanının mesanesinin altına ameliyatla bir cihaz yerleştirilir ve pompasıyla idrar yolunu sıkarak ve gevşeterek yapay bir idrar tutucu kas görevini görür. Radikal ameliyat sonrası hastanın günlük yaşamını etkileyen diğer problem sertleşme bozukluğudur. Prostatın yanından geçip penise giden sinirlerin yaralanması veya kanser nedeniyle alınması sonucu oluşan iktidarsızlık için çeşitli tedavi yolları vardır. Bu yöntemlerden fayda göremeyen hastaların sorunu, en son çare olan mutluluk çubuğuyla kesin olarak çözülür.

* Radyoterapi : Kanserin prostat dışına çıkmamış olduğu durumlarda, cerrahi tedaviden başka ışın tedavisi de uygulanabilir. Bu tedavi genellekle genel vücut durumu iyi olmayan ve ameliyatın fazla riskli olduğu hastalarda tercih edilir. İstatistiklere bakarak 15 yıldan az yaşam beklentisi olduğu düşünülen hastalarda kullanılır. Ameliyat riski yoktur ama çevre organlarda, özellikle mesane ve makat bölgesinde hasar görülebilir.

İki şekilde yapılabilir. Vücut dışından uygulanan ışın tedavisi 6-7 hafta süren bir tedavidir. Hastaneye günübirlik gidilerek poliklinik şartlarında uygulanır. Radyoterapinin ikinci şekli küçük bir ameliyatla yapılabilir. Sınırlı radyasyon yayan küçük tohumcuklar prostatın içine yerleştirilir. Düşük doz ve uzun süreli kullanılan kalıcı veya sonradan çıkarılan kısa sürede yüksek doz yayan sistem kullanılabilir.


Mesane Kanseri

Ürolojide en sık görülen kanser türlerindendir. Tüm kanserler içinde, % 4 oranında ölüm nedenidir. Erkeklerde kadınlara nazaran 3 katı daha fazla görülür. En çok 55 ile 70 yaşları arasında görülür.Daha genç hastalarda da görülebilmektedir

Sigara, mesane kanserinin bilinen en önemli nedenlerindendir. Kronik idrar yolu iltihapları, bazı suni tatlandırıcılar ve çevreden maruz kalınan bazı kimyasallar hastalık oluşmasında rol oynayabilir.

İdrarda kanama ve yanma en sık rastlanan belirtileridir. Sık idrara gitme, idrar zorluğu, kasık ve karın ağrısı görülebilir.

İlk olarak ultrason yapılır. İdrardaki sitolojik incelemede kanser hücreleri aranır. Bunların sonucuna göre ileri tetkikler yapılır. Kesin tanı idrar yolu ve mesaneye sistoskopi denilen yöntemle bakılması ve biyopsi (parça) alınması ile konur.

Mesanede kanser olduğu saptanınca, ilk hedef tümörün temizlenmesidir. Tümör mesanenin derin katlarına inmemişse, kapalı yolla (TUR) kanserin temizlenmesi oldukça kolaydır. Bazen hastaların mesanelerinin içine sonda ile ilaç vermek gerekebilir.

Eğer tümör daha saldırgan ise veya geç kalınmışsa, mesanenin tamamen alınması gerekir. Kanser eğer başka organlara atlamışsa, kemoterapi veya ışın tedavisi uygulanır. Kanser tedavisi başarılı olsa bile, hastanın düzenli olarak kontrol altında tutulması gerekir çünkü hastalık nüks edebilir.


Böbrek Kanseri

Tüm kanserlerin % 2?si böbrekten köken alır. Erkeklerde kadınlara nazaran 2 katı daha fazla görülür. En çok 40 ile 60 yaşları arasında görülür.

Böbrek tümörünün tanısı konduğunda, hastaların yarısında metastaz yapmış durumdadır. Yani hastalığın başka organlara atlamış olması, kanserin saptanmasında geç kalınmış olduğunu gösterir. En sık olarak akciğer ve kemiklere metastaz olur.

İdrarda kanama, bel ve yan ağrısı en sık başlangıç belirtileridir.
İdrardaki kan sırasında pek ağrı görülmez. Yine, önceleri idrardaki kanamalar gözle görülmez, idrar tetkikinde mikroskopla saptanır. Diğer belirtiler kan pıhtılarına bağlı şiddetli ağrılar, hafif ateş, gece terlemesi, güçten düşme, kilo kaybı, sağ varikosel olabilir.

İlk aşamada ultrason yapılarak, sonucuna göre ileri tetkikler yapılır. 


Testis Kanseri

Testis kanseri belki de kanserlerin en iyisidir ! Özellikle erken dönemde teşhis edildiği zaman tamamen tedavi şansı ve hastalığın ortadan kaldırılma olasılığı çok yüksektir. Ancak maalesef hastalar ortalama 3-4 ay gecikmeyle başvurur.

" Testis tümörünün üstüne güneş doğmaz " deyişi de, kanserini saptandığı gün ameliyat edilmesi gerektiğini belirtir. Bu tedavi yumurtalığın tamamen alınmasıdır. İşin en zor yanı belki de ilk andır . Yumurtalığında hafif bir ağrı veya başka önemsiz bir yakınma ile gelmiş olan genç bir adama, yumurtalığının hemen o gün alınacağını söylediğinizde, neler hissedebildiğini kendisinden sonra herhalde en iyi doktoru bilir.

Testisten kaynaklanan kanserler, erkeklerdeki kanserlerin yüzde 2'sini oluştururlar. Bir erkeğin tüm yaşamı boyunca testis kanserine yakalanma oranı ise "binde 2"dir. En sık olarak 15 ile 35 yaşları arasındaki genç erkeklerde rastlanır. Daha az olarak da 50-60 yaşları arasında ve çocukluk çağında görülür.

Nedenleri :
En sık bilinen nedeni, yumurtalığın torbadaki normal yerine inmemesidir. Ana rahmindeyken, çocuğun testisleri karnının içindedir. Doğum sıralarında, testisler torbaların içindeki normal yerlerine inerler. Testisleri inmemiş hastalarda normale göre 25 misli kanser riski vardır . Bu yüzden, testisleri normal yerinde olmayan çocukların yumurtalıklarının 2 yaşını doldurmadan önce indirilmesi gerekir. Bu özellikle ilerde kısırlık oluşmaması için de önemlidir.

Testis kanseri olan hastaların yarısında inmemiş testis öyküsü bulunur. Sağ testiste biraz daha fazla görülür. Her iki testiste birden oluşma olasılığı yüzde 2'dir.

Ayrıca, testisteki çeşitli enfeksiyonlar ve iltihaplar ile travmanın kanser gelişimini tetikleyebileceği düşünülmektedir.
Gebelikte, özellikle kadınlık hormonu içeren bazı ilaçların kullanımı da riski arttırır. Irkların etkisi de görülmektedir. Örneğin İskandinavya'da yüksek, Afrika ve Asya'da düşük oranda görülür.

Belirtileri :
Hastaların yarısında ağrısız bir şişlik veya sertlik olur . Testiste büyüme görülebilir. Bir kısım hastada yumurtalıkta ağrı veya duyarlılık söz konusudur. Bazen de testiste ayrı bir kitle ve künt ağrı olur. Torbada ağırlık hissi veya testisin aşağı çekilme hissi olabilir.

Testis tümöründe hastanın şanssızlığı, bu şikayetlerin çok belirgin ve şiddetli olmamasıdır. Bu nedenle hastalar hem zorlanmadıklarından hem de günlük hayatın koşturmacasından doktora hemen gidemezler. Bir kısmında da korku veya çekingenlik rol oynar.

Kendi Kendine Muayene :
Testis kanserinin teşhisinde ilk basamak hastanın kendisidir. Bulüğ çağıyla birlikte her erkek ayda bir kere kendini muayene etmelidir . Kanserin erken saptanmasında bu hayati bir önem taşır.

En uygun zaman, ılık bir duştan sonra, torbaların derisi gevşek ve yumuşak kıvamdayken yapılan kontroldür. Aynı anda iki elle birden, başparmak ve diğer parmaklar arasında testisler muayene edilir.

Dikkat edilmesi ve karşılaştırılması gerekenler testislerin büyüklükleri, kıvamı ve yapısıdır. Testisin büyüklükleri kişiden kişiye değişir ama her iki testis birbirine eşit büyüklükte olmalıdır. Belirgin bir büyüklük farklılığı normal değildir. Yumurtalıkların kıvamı, iyice sert bir süngere benzer ve testisin her yerinde aynıdır. Eğer bu kıvam testisin bir bölgesinde değişiklik gösteriyorsa , dikkatli olunmalıdır. Şişlikler veya nodül gibi belirgin sertlikler de önemlidir. Testisin hemen üstünde, testisten ayrı olarak daha iyi hissedilebilen epididim normal bir dokudur ve kitle değildir. Bazen epididim kistleri büyümüş olarak ele gelir.

Şüpheli bir bulgu veya bir önceki muayeneye göre değişen bir durum varsa, hemen üroloji uzmanına başvurmalıdır.

Gerekli Tetkikler :
Testisin içinde hissedilen herhangi bir kitle veya sertlik , aksi ispat edilinceye kadar, kanser olarak kabul edilir. Doktor hastayı muayene ettikten sonra, kuşkulu bir bulgu saptarsa hatta teşhisten emin olsa bile, yapılması gereken testler vardır.

Öncelikle renkli doppler ultrason yapılır. Yumurtalıkta kitle araştırılır ve bunun kanlanmasına bakılır. Testis büyüklükleri ölçülür ve karşılaştırılır. Bu arada varikosel, hidrosel, spermatosel, fıtık gibi başka hastalıklar da saptanabilir.

Ayrıca bazı kan tahlilleri gerekir. Tümör belirteçleri denilen AFP ve beta-hCG testleri ile beraber LDH, PLAP ve gama-GT tetkikleri yapılır.

Bütün incelemeler sonrası, şüphe tamamen giderilemediyse, yumurtalığın ameliyatla alınması gereklidir. Bunun sonucunda yapılacak patoloji incelemesiyle teşhis kesinleşir . Testisin çıkarılması aynı zamanda tedavinin ilk ve en önemli adımıdır.

Tedavi :
Ameliyatla yumurtalığın alınması tedavinin ana unsurudur. Şüpheli durumlarda yumurtalık hızla ve tamamen alınmalıdır. Diğer organların tersine, testisteki kanserin saptanması için biyopsi tercih edilmez. Yumurtalığın bir an önce alınması tedavinin en önemli basamağı olarak gereklidir. Kasıktaki küçük bir ameliyat yarasından testis dışarı çıkarılır. Tek yumurtalığın alınması, erkeğin üreme fonksiyonlarını ve erkeklik enerjisi olumsuz değişiklik yapmaz. Hasta durumu ruhen kabullendiği sürece, belirli bir problem beklenmez. İsteyen hastalara, testisin boşalan torbadaki yerine, aynı kıvamda ve büyüklükte silikondan yapılmış protez yerleştirilir. Bu ameliyattan birkaç gün sonra, hasta günlük hayatına dönebilir.

Testis kanseri, insan vücudundaki kanserlerin arasında tedaviye en iyi cevap verenler arasında ilk sıralardadır . Her hastalıkta ve özellikle kanserlerde olduğu gibi, özellikle erken devrede saptanan tümörlerin tedavisi çok başarılıdır . Erken evrelerde, yani fazla yayılmamış kanserde tedavi şansı yüzde 100'e yakındır. Testis kanseri ilerlemiş ve vücuda yayılmış (metastaz) bile olsa, yüzde 85 oranında tamamen ortadan kaldırılır. Ancak hastalar ortalama 3-4 ay gecikmeyle başvurur ve ilk başvuru sırasında hastaların üçte ikisinde metastaz oluşmuştur. En çok akciğer ve lenf düğümlerine, bazen karaciğer ve kemiklere atlama görülür. Bazı tip tümörler daha saldırgan, yayılmacı ve hızlı seyrederler.

Metastazların aydınlatılması için, karın ve akciğerde bilgisayarlı tomografi ile basit akciğer filmi en sık kullanılan yöntemlerdir. Hastalık ilk teşhis edildiğinde kanda yükselmiş olan tümör belirteçleri, testis alındıktan belli bir süre sonra normal düzeye düşmezse, vücuda yayılmış tümör hücreleri olduğu anlaşılır ve bu kanser kalıntıların temizlenmesi gerekir.

Testis kanserinde seminom denilen tümör tipi diğer tiplerden ayrılır. Bu hastalarda radyoterapi (ışın tedavisi) tercih edilir. Seminom dışındaki tümörlerde daha çok kemoterapi (ilaç tedavisi) veya bazen radyoterapi kullanılır. Karın içindeki lenf bezelerindeki hastalığın temizlenmesi için bütün kanser tiplerinde ameliyat gerekebilir. Bu ameliyatın en önemli yan etkisi, hastanın menisinin çıkmamasıdır. Bu yüzden, ameliyatı olacak hastaların spermlerinin önceden dondurularak saklanması gereklidir.

Gerek testis kanseri hücrelerinin ilaç veya ışın tedavisine iyi cevap vermeleri, gerekse genç erkek vücudunun çok ağır tedavilere iyi dayanması sonucu, ilerlemiş kanserde bile yüksek tedavi şansı vermektedir. Eskiden yüzde 50 olan ölüm oranı, günümüzde yüzde 10'a düşmüştür. Hastalığın en kritik zamanı ilk 3 yıldır.


     
 
Prostat  I   Böbrek Taşı  I   İktidarsızlık  I   Kısırlık  I   Cinsel Hastalıklar  I   Kadın Ürolojisi  I   Çocuk Ürolojisi  I   Kanser  I   Organlar